İnsan sabır ve dayanıklılığı ile vebayı bile yener... Napoleon Bonaparte
E-mail: Şifre: Üye ol | Şifremi Unuttum
Şiir ve Edebiyat Platformu
Anasayfa Şiirler Yazılar Forum Etkinlikler Nedir? Kitap Kitap  Tv TiVi  Müzik Blog Atölyeler Atölye  Bicümle Arama İletişim

Şatahat

Şatahat


Şatahat kelime manasıyla bilinç dışı söylenen sözler veya sayıklamalar olarak tanımlanır. Tasavvufta ise, velilerin manevi atmosferin vermiş olduğu ruhani zevklerle kendinden geçtiği cezbe hallerinde, zahir ilme uygun düşmeyen sözler söylemesidir. Bu sözler için veli mazur görülür. Fakat sözleri ile amel edilmez. Bunun en bilinen örneği Hallacı Mansur’un “Enel Hak” (Ben Allah’ım) sözüdür. Aslında Hallacı Mansur manevi terakkiyatı sırasında, bütün varlıklarda Allah (c.c) isimlerinin tecellilerine şahit olmuş, varlığın devamının ancak Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellilerinin devamıyla mümkün olabildiğini can gözüyle görmüş, bu yüzden de cezbe halinde zahiren şirk gibi görünen “Enel Hak” sözünü söylemiştir. Kendisi mazur görülür. Fakat diğer insanlar bu sözü söyleyemez. Çünkü zahiren şirktir.
Şatahat aslında her mü’minin karşısına çıkabilecek imtihanlardan biridir. Allah’a (c.c) yakın olmayı, kurbiyet kazanmayı ve iki cihan saadetini elde etmek isteyen her Müslüman bu engelle karşı karşıya kalabilir. Ne yazık ki zahiren kolay gözüken bu imtihan bir çok ehl-i dindarın savrulmasına yol açmaktadır. Çünkü tabiri caiz ise Şeytan’ın sağdan yaklaşma hallerindendir. Şeytan hayır kisvesiyle yaklaştığından anlaşılması ve gardın alınması zordur.
Müslüman, Hakka yakınlık için girdiği enfüsi yolculukta mesafe kat ederken, kendine özgü hal ve özellikleri bulunan makamları basamak basamak çıkmaya başlar. Birçoğunda uğradığı makamlara ait hususiyetleri fark etmez veya ettirilmez. Fakat perdeler kalmaya başladıkça, cisimlerin madde arkası göründükçe, ferdin nefsinde kıpırdanmalar ve ruhi sarhoşluklar diyebileceğimiz manevi zevk pınarları akmaya başlar. İmtihan koridoruna girilmiş demektir. Bu aşamada şatahat tehlikesi baş gösterir. Bu da şatahat’ın bir başka zaviyesidir. Manevi sarhoşluk hali, ferdin olduğundan çok daha fazla davalar, iddialarda bulunmasına neden olabilir. Mesela nasıl ki bir teğmen, kendinde bulunan kumandanlık (emir verme) zevkiyle ve neşesiyle gururlansa, kendini mareşal zannedebilir. Mareşal tavırlarına girebilir. İkimiz de aynıyız diyebilir. Derse hata eder. Mareşal olmanın verdiği bilgi birikimi, ehliyet, selahiyet, tecrübe, güvenilirlik ve ara makamdakilerin hakkına tecavüz gibi onlarca, belki yüzlerce isimsiz cinayet işler. Hatalarında ısrar ederse cezalandırılır. Tenzili rütbe veya ordudan atılabilir. Bu hususta Hz. Bediüzzaman da ikaz ve nasihatte bulunmuştur.
“Kardeşim! Nasıl ki kanun-u saltanatın, sadrazam dairesinden ta nahiye müdürü dairesine kadar bir tarzda cüz’i-külli tecellileri var. Öyle de, velayetin ve kutbiyetin dahi öyle muhtelif daire ve cilveleri var. Her bir makamın çok gölgeleri var. Sen, sadrazam-misal kutbiyetin en büyük cilvesini, bir müdür dairesi hükmünde olan kendi dairende görmüşsün, aldanmışsın. Gördüğün doğrudur, fakat hükmün yanlıştır. Bir sineğe bir kap su, bir küçük denizdir.”
İşte Bediüzzaman hazretlerinin belirtiği gibi maalesef ehli dindar ve özellikle de Risale-i Nur okurları içinde henüz yolun başlangıcında oldukları halde, aldıkları feyizle kendini kutup görenler, en büyük alim edasına bürünenler var olmuştur. Evet Risale-i Nur’lar zamanın en büyük feyz kaynaklarıdır. Kur’an’ın asra yüzünü dönmüş tefsiridir. Fakat bu pınardan kana kana içerken iki kat fazla dikkat edilmeli. Tedbir elden bırakılmamalı, dinin ölçü ve mikyasına, birlik ve bütünlüğüne zarar verilmemelidir. Evet nasıl ki eve gelen voltajla, yüksek voltaj arasında katmerli fark vardır ve o derece fazla dikkat ister. Risale-i Nur talebeleri de aldıkları bu yüksek feyiz karşısında, şatahat’a düşmemek için fazlaca dikkat etmelidir.
Kur’an-ı Kerim’de ilim meselesinde “Her ilim sahibinin üzerinde (Cenab-ı Allah’a varıncaya kadar) daha öte bir alim vardır.” (Yusuf suresi/ 12:76) buyurulmaktadır. Evet ilim ehli mutlak manada tevazu ve saygılı olmalı, eleştirisinde yapıcı olma kriterini asla bırakmamalıdır. Zira tartışmaya neden konuya bizden daha geniş ufukla bakan birileri mutlaka vardır. Ve belki de eleştirdiğimiz hususlarda aşırıya giden veya yanlışı tercih eden kendimiz olabileceğini unutmamalıyız. Hani bir fıkra da anlatıldığı gibi; Temel bir gün trafikte ters istikamete girmiş. Bu sırada radyodan anonsu duymuş. “Trafikteki araçların dikkatine, bir araç ters istikamete girmiştir. Dikkatli olun.” Bunun üzerine Temel ne birisi hepisi hepisi demiş. Komik duruma düşmemek için her sözümüzde ve her halimizde temkinli ve dikkatli olmalıyız.
Şatahat’ın doğurduğu bir diğer tehlike ise şudur ki; Bin bir kusuruna rağmen kendini mareşal zanneden teğmen gibi, bu şahıslarda büyük evliyayı kendileri gibi telakki ederler ve onlara karşı hüsn-ü zanları kırılır. Çünkü insandaki vicdan terazisi kendi kusurunu her an insana fısıldar. Dolayısıyla kendini Mehdi, Hızır, Ulema, Fukaha telakki edenler, büyük velileri, kutupları, Hz. Hızır’ı da kendi gibi kusurlu görme yanlışına düşer. Hatta bu sebeple peygamberler hakkında bile saygıları noksanlaşır. (Allah muhafaza).
Risale-i Nur talebelerini şatahat tehlikesine açık hale getiren bir diğer hususta, cemaatsiz nurculuk kisvesine bürünen ve aslında İslam’da ki velayet ve tasavvufi anlayışı örtülü redde dayanan günümüz akımlarıdır. Bu akımın tabileri Risale-i Nur hakikatini ön planda tutarken, Bediüzzamanı varlığını veya Bediüzzaman olma gerçeğini algılayamamaktalar. Evet Bediüzzaman efendimiz her daim Risale-i Nurları vitrine sürmüş, kendini geri çekmiştir. Fakat biz Risale-i Nur yazabilmek için bir Bediüzzaman olunması gerektiği ve Bediüzzaman’lara gerektiği hürmet ve saygıyı asla elden bırakamayız. Temiz bir pınar, pak bir kaynaktan çıkar. Peygamber efendimiz mekana teşrif ettiklerinde sahabe ayağa kalkar ve saygı da kusur etmezlerdi. Oysa efendimiz bu durumdan rahatsız olur ve her defasında “Acemlerin reislerine ayağa kalktığı gibi ayağa kalmayın.” Buyururdu. Sahabe yine de kendine düşeni yapmıştı. Evet sultana sultanlık gedaya gedalık yakışır. Allah dostları tutunca insanı Allah’a ulaştıran sağlam bir zincirdir. Bu sağlam zinciri inkar veya kırmak ehli islama hizmet değildir.
Allah’ım birliğimizi, dirliğimizi muhafaza buyursun. Bizden görünüp aramıza fitne sokmak isteyenlere fırsat vermesin. Doğruyu en yalın şekliyle anlamayı ve yaşamayı nasip etsin





Etiketler: enaniyet , kibir , şatahat , şeytan ,




Şatahat başlıklı yazıya henüz eleştiri yazılmamış.





Şatahat başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
28.01.2014 04:41:25
Toplam 0 yorum yapıldı
318 çoğul gösterim
299 tekil gösterim