Çoğu zaman babama acıdığımı hissederdim, ona sevdiğimi söylemediğim için. Aslında kendime acıyordum. Benim söylemeye ihtiyacım, onun duymaya ihtiyacından daha fazlaydı. Trevanian
E-mail: Şifre: Üye ol | Şifremi Unuttum
Şiir ve Edebiyat Platformu
Anasayfa Şiirler Yazılar Forum Etkinlikler Nedir? Kitap Kitap  Tv TiVi  Müzik Blog Atölyeler Atölye  Bicümle Arama İletişim

BIRÎNDAR II

BIRÎNDAR II

Yetimlik zor işti...

Ayşe öğretmen de yetim büyümüştü. Bu nedenle nerede bir yetim görse yüreği cız eder ona dört elle sarılırdı. İşte bu yüzdendi Birîndar’a bu denli yakınlığı.

-M’elım sen niye geldin? Ke Homa (Allah için) çıx dışarî, utanêrim. Ben yıxadım başımî.

-Hele sen dur bir bakayım nasıl yıkandın! Her zaman ben yıkardım başını, neden şimdi bırakmıyorsun ki?

Zavvallı yarım yamalak yıkanmıştı. İçine sinmedi, iyilik yapacaksa tam yapmalıydı. Kollarını sıyırdı, Birîndar’ı önüne alarak iyice yıkadı. Saçlarını tel tel taradı. Sırtını sabunlarken Birîndar’ın boynunda, sırtında belli belirsiz morluklar gördü. Banyo loştu, acaba yanılıyor muydu? Su dökerek sabunları akıttı. Hayır yanılmıyordu, vücudunda eziklikler vardı.


-Ay Birîndar, bunlar da ne böyle?


-Ne oldî m’elım?


-Boynunda, sırtında morluklar var. Düştün mü, yoksa biri seni dövdü mü?



-Yox m’elım kimse beni vurmadî, dayım gilin axırında inek vurdî bahan.


-Birîndar, bak doğru söyle, bu inek vurmasına benzemiyor. Biri sana bir kötülük mü yaptı?


-Yox kim bahan ne yapacax ki m’elım? Tamam hade sen çıx, ben de çıxêrim işte.


Ayşe öğretmen pek ikna olmamıştı. Hele ki Birîndar’ın kaçamak cevapları ve telaşı onu iyice kaygılandırmıştı. Saçlarını iyice duruladı, kendi havlularına sararak banyodan çıkardı. İstediği elbiseler hazırdı, iç çamaşırlarını da kendi çamaşırlarından verdi. Birîndar giyindi, yanakaları al al olmuştu. Kaçamak bakışlarla bakıyordu Ayşe öğretmenin sorgulayan gözlerine. Bir an önce gitmek ister gibiydi. Ayşe öğretmen Birîndar’ı karşısına aldı bir yandan saçlarını tel tel tarıyor bir yandan da Birîndar’ı konuşturmaya çalışıyordu. Ama nafile, Birîndar ser veriyor sır vermiyordu. Oysa ki derdini de, sevincini de Ayşe öğretmenle paylaşırdı her zaman.

-Birîndar saçını öreyim mi?


-Yox m’elım öndüle yapacaxtın ya unuttın sen?


-Gel vaz geç şu düğüne gitme hallerinden, yarın gel istediğin gibi yapayım saçını. Hem yarın seninle konuşacaklarım var. Bu akşam konuşmak istemiyorsun. Ama yarın bana doğrusunu anlatacaksın, ben inek vurma hikayesine pek inanmadım.


-Bî şê yoxtır mêlım, sen bahan niye inanmêrsen? Saçımî bu axşam yap, ne olî ha, yarın tezden gidêrıx. D’evtten gelax gene gelêrim senin yanan. Benim senden başka kimim var?

Israrlara dayanamadı Ayşe öğretmen. Sobada ısıttığı saç maşasıyla Birîndar’ın saçlarını bukle bukle yaptı. Sandığından çıkardığı eşarpla da başını güzelce örterek iki yanağından öptü. Birîndar da sanki vedalaşırcasına öğretmenin elini defalarca öptü. Ayşe öğretmen dayanamadı, o da Birîndar’ı sıkıca sardı uğurlarken de iyice tembih etti.


-Birîndar içimde bir sıkıntı var, sakın oyalanma doğruca eve git Xalê Seyfo merak eder. Ben camdan bakacağım, korkma e mi!


-Babam yatêr şimdi, hem ben korxmêrim meraq etme.


Birîndar gözündeki minnet ışlıtısıyla son kez Ayşe öğretmenin iki elini yine öptü, ayağına kara lastiklerini geçirerek evinin yolunu tuttu.


Ayşe öğretmen kafasında bir sürü soruyla Birîndar’ın arkasından camdan bakakaldı. Birîndar, karlara bata çıka, bazen de arkasına bakarak eve doğru gidiyordu ürkek bir ceylan kıvraklığıyla...


Sabahın ilk ışıklarıyla köyde farklı bir hareketlilik başlamıştı, bu hareketlilik başka türlü bir hareketlilikti. Gece boyunca yağan karın üstünde sadece sabahın hareketliliğinin izleri vardı. Geceden kalan izlerin üstünü kar kapamıştı. Ayşe öğretmen merak ve korkuyla kapının önüne çıkarak seslere kulak kabarttı ama anlayamıyordu. Zira köyde konuşulan dil Zazaki’ydi. Merakı gitgide artıyordu ki okula gelen bir çocuğu gördü ve seslendi.


-N’oldu, ne var, bu koşuşturma neden?


-Sen bilmêrsin m’elım? Birîndar qaçmiş!


-Ne! Birîndar mı kaçmış?

-He m’elım, Birîndar Heci ÊL Qıj’in (Küçük Ali) oğlisidan gêtmiş.

Ayşe öğretmen şimdi anlamıştı Birîndar’ın akşamki telaş, şaşkınlık ve mutluluğunu...

Birîndar o gün ve o günden sonra aylarca arandı ama izine bile rastlanmadı. Kaçtığı söylenen kişiyi de o sabah evinde yatağında uyur bulduklarından onunla kaçma ihtimali de yok denildi. Oysa ki Birîndar o gün kiminle kaçacağını amcasının kızıyla paylaşmıştı. Kız kendini paraladıysa da kimseler inanmadı, ihtimal bile vermediler. Zira bahsi geçen genç; köyün en zengini, imtiyazlı bir ailenin oğluydu. Onunla zavvallı Birîndar’ı kimseler yanyana düşünemiyordu. Zaten çocuk da hiç üstüne bile almadı. Karakol, jandarma falan hiç bir sonuç vermedi. Ayşe öğretmen o son geceyi Xalê Seyfo’ya anlattı. Xale Seyfo, Birîndar’ın öğretmenlere gittiğini ve dönüşte de yıkanmış, temzilenmiş bir vaziyette eve gelip yatttığını gördüğünü söyledi. Vücudundaki morluklar için de bir yerlere çarpmış olabaileceğini söyledi. Ama iki gözü iki çeşme ağlıyordu zavvallı ihtiyar. Kış boyunca ağlaya ağlaya gözlerini de kaybedince hepten bakıma muhtaç oldu.

Ayşe öğretmen çok tedirgindi, bilmeden yardımcı olmuştu. "Ax Birîndar ax, sen ne yaptın, sana ne yaptılar?" Gece gündüz aklından çıkmıyordu. Rüyalarının kabusu olmuştu adeta. Köyde çoktan unutulmuştu bile. Kimin umrundaydı ki kimliksiz bir kız, adı gibi yaralı Birîndar...

Kış bitti, ilkbaharla birlikte karlar erimeye yüz tutmuştu. Yer yer artık kara görünmeye başlamıştı. Köylülerin de yakacakları bitmişti. O gün bir kaç köylü Murat nehrine yakın bir dere yatağına kök ve kütük toplamaya gitmişlerdi. Gün öğlene yakındı. Ayşe öğretmen öğrencileriyle birlikte bahçedeydi. Birden köyde bir kargaşa ve koşuşturmalar başladı. Az sonra ağlama sesleri de yükseldi. Ayşe öğretmen seslere doğru koştu. Üç dört kişinin omuzlarında ağaç dallarından yapılmış sedye gibi bir şey taşıdıklarını gördüğü anda yüreğinden bir şeyin koptuğunu hissetti.

Evet sedyenin üstünde bir ceset vardı ve bu nüfus kaydı bile olmayan, evlilik vadiyle kandırılıp tecavüz edilip sonrasında da acımasızca katledilen BİRÎNDAR’dan başkası değildi. Kaçıyoruz, evleneceğiz denilip arkadan tek bir kurşunla öldürülüp karlara gömülen Birîndara gej, Birîndara seyifekin öldürülmesine tanık karlar eriyince ortaya çıkan bir cinayet sessizce toprakla örtbas edildi...

Ne şikayetler ne de tanıklıklar bir sonuç vermedi. BİRÎNDAR KAYITSIZ GELDİ VE KAYITSIZ GİTTİ...

ANILARDAN ÖYKÜLERE

Birsen İNAL 20.07.2013





Etiketler:


23 Temmuz 2013 Salı 22:21:20


Çok etkilendiğim bir yazı oldu, yüreğim yandı...
Nice genç kızlarımız kandırılıp, duyguları ile oynanıp, katlediliyor...
Ve suçlular aramızda ne acı, tüyler ürperten iç burkan bir anı...
Dilegimiz gençlerimiz hiç bir şekilde böyle acı sonlar yaşamasın...
Rabbim bebekleri tazecik gençleri canilerden korusun...

Tebrikler, saygı ve sevgiler yazarıma....


    [ Cevap yaz ]    

23 Temmuz 2013 Salı 15:30:23


Zevkle okunası bir yazıydı.
Hikaye akıcı ve etkileyiciydi.

Kutlarım.


    [ Cevap yaz ]    

23 Temmuz 2013 Salı 10:17:17

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.

İç burkutan bir öykü gerçek olmasın diyeceğiz ama nafile, yaşanmış hayat kareleriydi... Suçsuz onlar iken neden onlar ölür?

Ve suçlular ortalarda hala cirit atarlar çünkü adaletin gözü kör ayağı topaldır! neyse...

Etkileyici bir anlatım, şık bir dil söyleşisi ile güne gelen eseri tebrik eder yüreği kutlarım
selamlarımla




    [ Cevap yaz ]    

22 Temmuz 2013 Pazartesi 09:43:07


Kaleminize sağlık Birsen Hanım

Yine her zaman ki gibi duygular dizelere yansımış. Çerçeve şekil almış adeta. Kalem daim olsun.

Saygılar...


    [ Cevap yaz ]    




BIRÎNDAR II başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.




Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 23.7.2013 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
22.07.2013 00:13:10
Toplam 4 yorum yapıldı
340 çoğul gösterim
309 tekil gösterim