İnsan sabır ve dayanıklılığı ile vebayı bile yener... Napoleon Bonaparte
E-mail: Şifre: Üye ol | Şifremi Unuttum
Şiir ve Edebiyat Platformu
Anasayfa Şiirler Yazılar Forum Etkinlikler Nedir? Kitap Kitap  Tv TiVi  Müzik Blog Atölyeler Atölye  Bicümle Arama İletişim

BYRML-4

BYRML-4



Sabah okulun kapısında dizilip kapıların açılmasını, müdürün gözleri balon vaziyette esneyerek bayrak direğinin başında bekleyen öğrenciye talimatlar vermesine alışmıştık.
Birazdan "Korkma sönmez..." i söyleyip içeri girecek, derslerin hocalarına göre ya şamata yapacak, ya sükût ve sorulacak soruların hedefi olmamak için başımızı kaldırmadan hayırlısıyla dersin bitmesini bekleyecektik.
Nerden bileyim ki Mahmut okulumuzun medarı iftiharı değerli ağabeyim Bayram Ali’ye uzayan sakallarını her gün kesmesini ve tıraştan sonra yüzüne muhakkak “Ben Gay” sürmesini, kızların bu durumdan ziyadesiyle hoşnut olduğunu söyleyince, muhterem kişi de bu nasihate uyup sabahleyin sinekkaydı tıraş olup yüzüne “Ben Gay” sürünce acılar içinde okul bahçesinde sıraya girmiş ve hizaya bakmaya çalışıyordu sefil bir vaziyette.
Bu Mahmut bir süre sonra yaptığının yanlış olduğunu söyleyerek değerli ağabeyimize “ben Gay” adlı kremin avret mahalline sürülmesi gerektiğini söyleyince değerli büyüğümüz Bayram Ali bey dersleri birkaç gün ayakta dinlemek mecburiyetinde kalmıştı.
Daha önce göğsünde yeterli miktar kıl olmayan saygıdeğer Bayram Ali ağabeyimizi beden eğitimi dersinde eşofmanlarını giyerken dikkatlice süzerek göğsündeki kılların cılız olduğunu görünce ayıplayıp “kızlar görmesin rezil olursun” tarzında laflar edince Bayram Ali büyüğüm ne yapması hususunda yardım isteyince Mahmut hemen bir permatik alıp bütün vücudunu tıraş etmesini söylüyor.
Muhterem ağabeyimiz de kendisini ikaz eden arkadaşının ikna edici çıkışına ve samimi dayatmalarına kanıp ilçenin eski binalarının birinde tuttuğu banyosu, helâsı, kıblesi ortak kullanılan odasında beyaz sabunu köpürtüp, baştan aşağıya sineklerin kaymasına engel teşkil etmeyecek şekilde kıllarını bir güzel temizleyince rahatlıyor.
Ertesi gün ilk derin fizik olması sebebiyle geceden yapılan duaların Allah katında dikkate alınmaması neticesinde sıkıntılı saatlerin başlanmasına hazırlanıyorduk ki hocamız sınıfa girer girmez derin bir nefes alıp “oh” çekince yüzündeki ifadeden dersin farklı olacağını anlamış, sevinmiştik.
Hakikatten ta bahçede hizaya bakarken o leylak kokusunu ben de almış fakat üzerinde durmamıştım. Şimdi ise hocamızın algılarımızı yönlendirmesiyle kokuyu pek hissetmiş, hatta kokunun geldiği tarafı bile burnumuzla kestirecek kadar algılamaya başlamıştık.
Kokunun geldiği tarafta, yani arka sırada tek başına oturan değerli Türk büyüğü “ Bayram Ali Beg” Cengiz han’ın otağda oturduğu gibi bacaklarını altına almış ceket omzunda bir kaşı havada, bir elini hava sallayıp kokunun kendisinden geldiğini işaret ederek milli bir marşın nakaratlarını kısık sesle söylüyordu.
Sonradan öğrendik ki bu Mahmut haini milli değerlerimizden biri sayılan ağabeyimizi ter kokusu konusunda uyarıp illa erkeklere has deodorant kullanması konusunda ısrar edince değerli büyüğümüz de ikazları dikkate alıp hain oğlu hainin dediği kokuyu alıp koltuk altlarına boca etmiş.
Hocamız oda spreylerinin içinde en çok beğendiğini itiraf ettiği leylak kokulu sınıfta ilk defa bu kadar neşeli bu kadar kahkahalı ders işledi.
Tabi ki sebebi bakışı Kür-Şad, yürüyüşü Cengiz Han, oturuşu Kül Tigin, kavgalardan kaçışı seyyar İhsan’a benzeyen değerli ağabeyimiz Bayram Ali han idi inşallah.
Densizin oğlu densiz, donsuzun oğlu donsuz olur derler bizim oralarda. Neden derler Mahmut gibiler için derler.
Okulumuz deniz kıyısında, Karadeniz’in yazın şırıltılı dalgalarının açık pencerelerden uykumuzu getirip derslerde mayışmamıza, kışın ise azgın dalgaların okul duvarlarına çarpıp ödümüzü oynattığı için hocayı dinlemekten çok denizi seyretmemize müsait bir yerdeydi.
Çok sık olmasa da bazen okul yakınlarındaki sahile denizde boğulanların cesetleri vururdu. Bir sabah böyle bir olay olmuş, kıyıya vuran cesedi polise bildirmek için öğretmenler odasına çıkarken Mahmut neden heyecanla koşuşturduğumu sorunca vaziyeti anlatıp merdivenlerden yukarıya doğru hızla attım kendimi.
Mahmut da haberi duyar duymaz hızla aşağıya, kapıya doğru koştu.
Polisler cesedi bulunca dalgakıranın üzerine sermişler kalan giysilerin ve suratının fotoğraflarını çektirmek üzere ilçenin en mahir fotoğrafçısı “Foto Uzay” olarak tanınan Ahmet’i çağırmışlardı.
Üzerini örten gazete kağıtlarının altında oldukça şişmiş olduğu fark edilen cesedin cebinde bir not çıkmıştı.Notu okuyan polis şüphelinin bulunduğunu söyleyip ilçe polis karakoluna “Şüphelinin adı Bayram Ali “ demiş,okulun duvarından olay yerini seyreden herkes bunu duymuştu.
Dedeleri yıllar önce Ergenekon dağında kaybolan bir “Kurt” a rastlamış ve zavallı hayvancağızın yuvasına kadar gitmesine yardımcı olmuş bir boy’dan gelen değerli ağabeyimiz polis tarafından tutuklanınca hepimiz hayrete düştük.
Cesedin cebinden çıkan notta “Beni Bayram Ali öldürdü, sonra da cesedime tecavüz etti” yazıyordu. Polis notu bulur bulmaz cinayeti işleyeni yakaladığını zannedip heyecanla değerli ağabeyimizi içeriye almış ancak iki gün sonra salıvermişti. Zira belinde iki odun cop kırılarak, iki günde totalde altı yüz bin volt cereyan sunulan ağabeyimizin fuzuli yere içerde cebrî ikamete tabi tutulması, uyanık ilçe emniyet müdürünün hocalarımızdan birinin “adam öldüyse bu notu nasıl yazmış, ayrıca bu yeni yazılmış, cesedin yaklaşık on gündür denizde olduğu tahmin ediliyor” itirazını iki gün sonra anlamış olmasından kaynaklanıyordu.
Muhteşem insan okula dönünce bir iki hafta “Mankurt” gibi dolanıp sonradan “Bozkurt” haline dönerek hepimizin rahat bir nefes almasına sebep oldu. İçerdeyken gördüklerini “ Yusufiye’de Geçen Yıllar” adlı bir kitapta toplayacağını söylediğinde hepimiz sevindik,fakat sonra dan sadece iki gün o da “bir cesedi öldürüp,tecavüz” gibi bir sebeple yattığı,daha doğrusu yatırılmadığı,ayakta muameleye tabi tutulduğu göz önüne alındığında kitaba hiç gerek olmadığını söyleyip vaz geçti değerli şahsiyet.
Yine eskisi gibi “Soy Sopladım, Boy Bopladım” diye başladığı derin tarih sohbetlerine kaldığı yerden, Ergenekon’dan başladı.
Ara sıra ağabeyimize bir titreme geliyor, kendini kasıyor, ağzından salyalar, tükürükler ve acayip sesler çıkıyor, o sırada kantinin elektrikleri gidip geliyor, birkaç dakika içerisinde de normale dönüyordu.
İçinde kıpır kıpır kıpraşan bir şey olduğunu, muhtemelen ta Orta Asya’dan gelen atalarının hususiyetlerini taşıyan ruhunun milli meseleler karşısında verdiği tepki olduğunu söylediği bu hal bir ay sonra devlet hastanesindeki jinekolog doktor’un muayenesi neticesinde “aşırı elektrik akımına maruz kalmış” izahıyla anlaşılmış oldu.
Muhterem ağabeyimize Mahmut adlı canavarın sözlerine itimat etmemesini söyledimse de inandıramadım. Mahmut’un devletin gizli kurumlarına hizmet verdiğini söylüyor ve söylediklerime kulak asmıyordu.
O kadar dil döktüm,yapma etme dedimse de bütün söylediklerim değerli ağabeyimin benden uzaklaşmasına aramıza soğukluk girmesine sebebiyet veriyordu sadece.
Bir sene evvel ilçedeki nüfus müdürünün saçları sapsarı olan hanımının Rus ajanı olduğunu saçlarının takma olduğunu ve bu peruğun altında ülkemizin sırlarını kaydeden bir kamera ve ses kayıt cihazı olduğunu iddia ederek değerli ağabeyimizi dolmuşa bindirmiş ve nihayetinde bu yüce şahsiyet ilçe pazarında kadıncağızın saçlarına yapışıp “Yakaladum Rus ajani,komonis kamara var kafasina” diyerek yerlerde süründürmüş ertesi gün de yaklaşık çift dingilli bir kamyonun istiap edeceği kadar dayak yiyerek bir ay rapor almıştı.
Mahmut haindir, bozuk para gibi harcar insanı dedimse de inat etti, dediklerime kulak vermedi.


Not:Yukarıdaki resimde Bayramali Beg’i bulabilene hediye var. Bakalım kim bulacak?





Etiketler:


08 Nisan 2013 Pazartesi 16:46:17


soldan sağa doğru 3. sıradaki
siz?
:)
yine çok güldüm
teşekkürler.


    [ Cevap yaz ]    

06 Nisan 2013 Cumartesi 12:46:56


Sevgili Erol

Memlekette Bayram Ali gibi vatandaşlar bir hayli fazla maalesef...Bunlardan bir tanesi de şu anda senin bu yazına yorum yazıyor. Maalesef ben de her kesin her dediğine kanan bir insanımdır. O yüzden yemediğim kazık kalmamıştır ama hani sizin Bayram Ali kadar da değil...Yani insan bir kere, bilemedin iki kere kazıklanır ama bir kaymakam eşinin saçlarını yolacak kadar da aptal olamaz.

Rsme batığımda <Bayram Ali'nin kim olabileceği husunda bir tahminde bulundum elbette ama tahmin ettiğim kişi değilse o kişi için Bayram Ali demiş olmak ona bir hakeret olacağından tahminimi söylemiyorum.


Selam ve sevgilerimle.


    [ Cevap yaz ]    




BYRML-4 başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
04.04.2013 12:59:11
Toplam 2 yorum yapıldı
295 çoğul gösterim
253 tekil gösterim